Ara

böyle şeyler olur

Standart

Düşünmeyince mutlu oluyor insan. Uzun süre düşünmezsen, dertlerini unutabiliyorsun. Hatta geri dönüp baktığında, ben kafama bu kadar neyi takmıştım dediğin bile oluyor. Dertsiz tasasız mis gibi hayat. Düşünmüyorsun, tüm dertler uçup gidiyor. Çok güzel değil mi? Değil!

Düşünmeyi bıraktığın zaman hiçbir şeyi düşünemeye başlıyorsun çünkü. Seni mutsuz eden şeylerin yanında hayallerini de unutuyorsun, gelecek planlarını da. Yapmaktan zevk aldığın şeyleri, seni seven insanları, sevdiğin insanları… Hepsi yavaş yavaş siliniyor aklından. Yaşam amacını unutuyorsun. Günlerin sadece sabah işe gitmek, çalışmak ve işten evine dönmekten ibaret oluyor. Yalnızca, yaşamak için ne yapman gerekiyorsa onu yapıyorsun. Hayallerin olmadan yaşamak, yaşamaksa eğer.

VIII

Şirinevler’den nefret ediyorum.

Bugün yine bana bana sövmeler düşer

Sekiz saatlik mesaini tamamladıktan sonra bir de üstüne beş saatlik fazla mesai yapıyorsun. Evine vardığında saat oluyor 11 buçuk. O saatten sonra uyusan bir dert uyumasan bir dert.  Gün içinde o kadar hicbir şey yapamamışsın ki bu halde uyumak istemiyorsun. Kitap mı okusam, sosyal mecralarda fink mi atsam, 20 dakkalık bir dizi mi yuvarlasam kararsızlığı içinde bir bakmışsın gün dönmüş. Bu sefer de bu saatten sonra bir şey yapılmaz deyip uyumaya karar veriyorsun ama kafa o kadar dolu vücut o kadar yorgun ki uyumak bile zor geliyor. Öylece hiçbir şey yapmadan boşluğu seyrediyorsun bir süre. Artık uyku ne zaman gelirse. İşin kötüsü o uyku da gelmek bilmiyor bir türlü. Sonra sabaha yine zombi gibi uyanıp yollara düseceksin. Tüm bunları ne için yapıyorsun diye soran olursa, verecek cevabın da olmayacak.

Hergün Aynı Sövmeler

Her gün aynı saatte, çalan alarma söverek, gözlerin yarı açık yatağından çık. Dakikalarca bugün ne giysem diye düşünerek boş boş dolaba bak. Servise geç kaldım korkusuyla koşa koşa evden çık. Durağa vardığında servisin hala gelmediğini gördüğünde yine boşuna koştum diye kendine söylen. Servisin hala gelmediğini görünce, kendine küçük heyecanlar yarat, bakkala koş. Her gün aynı saatte aynı şeyi yapan bakkala hızlı bir günaydın de, kahveni al, koşarak durağa geri dön. Servis geldiğinde ulan ya yer yoksa endişesi ile servis kapısında kuyruğa gir. Servise bin, en sevmediğin insanın yanındaki tek boş yere otur. Bugün bir iki sayfa kitap okuyayım diye kitabını aç ve on dakika geçmeden mide bulantısı nedeniyle kitabı bırakıp uykuya dal. Sıcaktan bunalmış bir şekilde, klimayı açmayan servis şoförüne söylenerek uykundan uyan. Her sabah seni şirketten uzakta bırakan şoföre küfrederek servisten in. Kahvaltı edecek vaktin olduğunu görünce bir anlığına mutlu ol, küçücük tosta vereceğin beş lira aklına gelince vahlanmaya başla. Kahvaltı için aynı insanlarla aynı yerde otur. Saatin dokuz olduğunu görünce, zorla yerinden kalk ve şirkete git. İşini yap, yazılımcaya dert anlat, çoğu zaman söv. Saat 12’ye yaklaşınca yemekhane kuyruğuna neden olanlara çemkirerek yemekhaneye in. Kuyrukta beklediğin dakikalar boyunca çemkirmeye devam et. Bir sonraki gün daha erken gelmenin planlarını yap.
Yemek sonrası, tenefüs yerine dönen bahçeye çık. Kalabalıktan duracak yer bulamayınca bir kez daha söv. Öğlen arasında güzel bir kahve içememene, güneşi görememene, rahatça oturup dinlenememene söv. Bire kadar kendini oyala, saat bire varınca, asık suratla masana dön. İşini yap, iş koluna söv, sisteme söv, toplantıya gir diğer ekibe söv. Saat beşe yaklaşınca trafiğin derdine düşmeye başla. On dakikada bir ibb’nin sitesini sayfayı yenileyerek kontrol et. Kırmızıların arttığını gördükçe, trafiğe söv, özel araçlılara söv, belediyeye söv. 6’ya doğru kıpkırmızı olmuş yolları görünce mesaiye kalmayı düşünmeye başla. Yemişim trafiği diye atarlan, serviste uyurum en azından diye düşünüp servise git. Mesai altıda bitmesine rağmen altı buçukta kalkan servise, düzene söv. Servise bin. Terden bunalınca sabah kaldığın yerden servis şoförüne sövmeye devam et. Yirmi dakikalık yolu bir buçuk saatte gidince trafiğe biraz daha söv. Servisten inerken, akşam ne yiyeceğim diye düşünmeye başla. Yemek yapmaya üşen, para harcamaya üşen. Köşedeki çiğ köfteciden dürümünü ayranını al. Çiğ köftecinin yeşillik istemiyorum dediğinde suratında oluşan ifadeye atarlan. Evine git, ne yapacaģını bileme, yapmak istediklerin arasından bir aktivite seçeme, mal mal yat. Evin içinde dolan, balkona çık, odana geç. Bir film mi izlesem diye bilgisayarın başına geç. Ne izleyeceğine karar vermeye çalışırken, geçen bir saatin farkına varıp kendine söylen. Film izlemekten vazgeç, yatağa yat ykuya dal. Telefon çaldığında, söverek uyan.

Her Şey Yolunda

Aslınsa klasik bir veda olacaktı; sonraki gün görüşmek üzere sarılıp ayrılacaktık birbirimizden. Sarıldık uzun uzun. Sonra sen suç işlemiş bir çocuk gibi başını öne eğip, “Ben gidiyorum” dedin. Öylece, aniden… “Daha fazla yapamıyorum.” Daha önce de senden benzeri şeyler duyduğum için önce ciddiye almadım. Başını yerden kaldırmadan devam ettiğindeyse, artık bende bir şeyler kopmuştu.

Öylece karşında durup yıllar süren o bir dakikanın bitmesini bekledim. Seni izledim; başın hala önünde, ellerinle sırt çantandan sarkan ipleri çekiştirip oynuyordun. Bense ellerimi koyacak yer bulamıyordum bir türlü. Tshirtümün ucuyla oynayıp endişeyle seni dinliyordum. Henüz yüzünü görememiştim ama sesin hüzünlüydü. En az senin kadar ne yapacağımı bilemiyordum o an. Ellerim titredi, kelimeler boğazımda tıkandı. Göz yaşlarım her zamanki gibi akmamak için direndi. O halde dinlemeye devam ettim, tek kelime edemedim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. “Gitme” diyemedim. Dudaklarımı ısırdım. Yüzünü kaldırıp bana baktığında, dünya üzerindeki en hüzünlü yüzü gördüm karşımda. Boğazımdaki düğüm büyüdükçe büyüdü. Sonra bana bakıp “Neyse haberleşiriz” dedin. Saniyeler öncesindeki o ölümcül anları biz yaşamamışız gibi, her zaman yaptığın gibi, “konuşuruz” dedin. Bense sadece “Gitmeden önce haber ver” diyebildim.

Boğazımda düğüm, gözümde bir fırsatını bulsa kendini bırakacak gözyaşı ve aklımda “seni seviyorum” cümlesiyle kalakaldım.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑