Günlerden pazardı. Yataktan kalkmamak için gösterdiğim direnişe hava da eşlik ediyordu sanki. Yorganın altından göz ucuyla dışarı baktığımda gördüğüm tek şey gri bir gökyüzüydü. O iç karartıcı görüntü sonrası o sabah defalarca yaptığım şeyi yapıp kafamı yorganın altına gömdüm. Uyumuyordum elbette. Aylar önce uykunun ne demek olduğunu unutmuştum. Yaptığım tek şey gözlerimi kapatıp hiçbir şey yapmak istemediğimi düşünmekti. Aslında bunu düşünüyor olmak bile benim için önemli bir adımdı; bazen öylece, hiçbir şey düşünmeden saatlerce gözlerim kapalı oturmuşluğum da oluyordu.
O pazar diğer günlerden farklıydı. O pazar, benim seni ilk gördüğüm günün yıl dönümüydü. Yataktan bir türlü çıkmak istemeyen bedenimle kalbim bu yüzden savaşıyordu. Kendime rağmen çıktım yataktan, uzun bir süre boş boş oturdum. Sonra gözüme en sevdiğin filmin dvdsi takıldı. Bugün bir yıl dönümüydü ya elbette bana herşey seni hatırlatacaktı ve herşey bugün evden çıkıp sahile gitmem için beni zorlayacaktı. Yüzümü yıkadığımı hatırlamıyorum. Üzerimi değiştirdim, baş ucumdaki kitabı alıp evden çıktım. Bir ara sokakta yürürken önünden geçtiğim bir dükkanın camında kendimi gördüm. Üzerimde senin en sevdiğin kazağım vardı. Montumu almayı bile akıl edemeden, öylece çıkmışım. Durağa kadar yürüdüm, otobüsü ne kadar beklediğimi de otobüse bindiğimi de hatırlamıyorum. Şoförün “son durak”  bağrışıyla irkilip otobüsten indim, rıhtımdan sahil boyunca yürüdüm.
Her zaman çokluğundan yakındığım merdivenler bu sefer iki adımda bitti sanki. Bir adı bile olmayan çay bahçemize geldiğimde, yüzümdeki tebessümü görsen sen bile şaşırırdın halime. Havanın soğunlukluğundan mı yoksa sezonun artık bitecek olmasındanmıdır bilmem, yalnızca birkaç masa kalmıştı çay bahçesinde. İlk sıradakilerden birine oturdum ve bekledim. Garsonlar geldi gitti, etraftaki bir kaç insan gidip yerine başkaları geldi. Elimde kitabım beklemeye devam ettim. Tanıştığımız yerde, tanıştığımız günün yıl dönümünde belki sen gelirsin diye, saatlerce bir denize bir sisli gökyüzüne baktım ve bekledim. Oysa ki gelemeyeceğini gidişinin ilk günündeki kadar net biliyordum. O zaman nasıl kabullenemediysem, şimdi de kabullenemiyordum bir türlü.. Zamansız, aniden gitmiştin. Daha o çay bahçesinde içecek çok kahvemiz, tartışacak bir sürü derdimiz varken, bir anda çekip gitmiştin işte. Bense tanışmamızın yıl dönümünde, ölümünün daha birinci yılı bile dolmamışken, orada öylece bir başıma oturdum ve bekledim. Belki yeniden gelirsin de yine okuduğum kitaba laf edersin diye.

Reklamlar