Before Sunrise’ı ne zaman izlediğimi hatırlamıyorum, tek hatırladığım  ilk fırsatta Before Sunset’i izlemek istediğimdi. Ne yazık ki bugüne kadar o fırsatı bir türlü bulamadım. Aslında ne yazık ki dememek gerekirmiş çünkü, bu gece Before Sunset’i izlediğimde fark ettim ki o zaman bu filmi izleseydim, “neden birbirlerine tutku dolu gözlerle bakarken bir kez bile öpüşmediler” cümlesiyle başlayan serzenişlerim dokuz yıl boyunca devam ederdi.

Aslında daha karşılaştıkları ilk anda birbirlerine sarılıp uzun süre öpüşmelerini beklerdim ama daha dün karşılaşmış gibi minik bir öpücükle ayrıldılar birbirlerinden. Film boyunca birbirlerine dokunmakla dokunmamak arasında gidip geldiler; ne hissettiklerini ne yaşadıklarını anlatmak konusunda tereddüt ettiler. Belli ki her ikisi de diğerinin kendisi gibi hissetmediğini, kendisiyle aynı şeyi yaşamadığını duymaktan korkuyordu. Buna rağmen aralarındaki tutku öyle ileri boyutlardaydı ki onları izlerken gerilmemek, yeter artık öpüşün biz de siz de kurtulalım diye düşünmemek mümkün değildi. Filmin son anına kadar hep bir umut oldu, bu sefer ayrılmayacaklar diye. Tıpkı ilk filmde Celine trene binene kadar gitmeyeceğine dair umudumuz olduğu gibi.

before_sunsetCeline ilk filmde bırakıp gitmişti, altı ay sonra ki buluşmaya gidemediğini de biliyorduk çünkü bir devam filmi çekilmişti. Böyle olunca film boyunca tüm beklenti belliydi: bu iki insan birlikte olmak zorunda. Film ilerledikçe de bu düşünce gittikçe güçlendi. Birlikte olmak zorundaydılar çünkü, olabilecek en romantik anlarda birlikteydiler ve dokuz yıl boyunca yaşadıkları her ilişkide karşılarındaki insanı değil birbirlerini düşünmüşlerdi. Almak zorunda oldukları kararları bir daha karşılaşamayacaklarını düşünerek almışlardı ama içten içe bir gün yeniden karşılaşma umudu ikisinde de hiç bitmemişti. Birlikte olmak zorundaydılar çünkü, Jesse’nin kitabı yazmasının tek sebebi Celine ile yeniden karşılaşabilmekti. Yıllar önce hayal kırıklığına uğramıştı belki ama bir gün yeniden Celine’i görme umudu bitmemişti. Celine istasyona gidememişti ama büyük annesinin cenazesinde ağlamasının sebebi büyük annesini kaybetmesi değil, Jesse’yi bir daha göremeyecek olmasaydı.

Dokuz yıl boyunca birbirlerini düşlemiş iki insan bir aradaydı ancak bir türlü birlikte olamıyorlardı. Hadi artık öpüşün diye beklerken, Jesse uçağı kaçıracağım dedi ve film bitti. Birbirlerine duydukları aşkı ve tutkuyu anlamak için, yan yana olduklarındaki hallerini izlemenin yeterli olacağı bu iki insanın, birbirlerine dokunmak için bir türlü kendilerini özgür bırakamamalarını bundan dokuz yıl önce izleseydim, o gece üzüntüden uyuyamazdım. Sinirden çıldırır, Jesse belki de gitmemiştir düşüncesiyle kendimi bitirdim. Ya gittiyse ve bir daha bir araya gelmezlerse düşüncesine takılıp kalırdım.

Before Sunset’i bundan dokuz yıl önce izleseydim, kahrolmuştum.

Reklamlar