Bir adam tanırsın, öyle uzaktan uzağa. Aslında tam olarak da tanımazsın, hakkında sadece bir iki ufak şey bilirsin ama onlar bile yeter o adama aşık olmana. Aşık olduğun ilk andan itibaren tek düşündüğün O olur. O’nun düşüncesi ile uykuya dalar, tüm gece rüyalarında O’nunla birlikte olur, O’nun hayaliyle uyanırsın. Gideceğin yerleri O’nun da orada olabilme ihtimaline göre seçersin. Baktığın her yerde O’nu görür, gördüğün her adama acaba O mu diye, dönüp ikinci kez bakarsın.

Ondan uzakta olduğun her an O’na yeni anlamlar yüklersin. Kafandaki ideal sevgili modelinde aradığın tüm özelliklerin aslında Onda var olduğuna inandırırsın kendini. Kafanda yarattığın adama duyduğun aşk her geçen gün biraz daha artar. O’nu hem yakından tanımak istersin hem de tanıdıkça kafanda yarattığın figürden uzaklaşacağı korkusuyla tanımak için elde ettiğin şansları bilerek reddedersin.

Bir gün gelir, içten içe bildiğin ama bir türlü kabul etmek istemediğin gerçekle yüzleşmek zorunda kalırsın: aşık olduğun adam aslında yalnızca senin kafanda yaşıyordur. Bu fikri kabullendikçe azalır O’na duyduğun sevgi. Hayal kırıklığı ise top noktadadır artık.

Zaman geçer unutursun o adamı. Sonra bir gün başka bir adam tanırsın, öyle uzaktan uzağa…

Reklamlar