Bugün defalarca uyandım ama yataktan kalkasım gelmedi. İnsan hasta olunca göz kapağını bile kaldırası gelmezken nasıl olur da o sıcacık yatağı bırakıp kendini soğuk odanın ortasına atabilir ki diye düşünerekten belki 20 defayı bulan uyanmalarıma rağmen kalkamadım. Ta ki telefon çalıp da karşıdaki şahsı muhteremin doktora gitmemi buyurmasına kadar. Sonra kalkıp doktorun yolunu tuttum.

İlk doktor maceram son derece kısa ve komikti. Güzel şehrimize açılan yeni özel hastanemizin yollarını her hafta bir kez aşındırmaya yemin etmiş gibi, son 2 haftadır yapageldiğim üzere bu hafta da taksiye binip hastanenin yolunu tuttum. Acile girdim. Kendimin bile tanıyamadığı bir ses tonuyla derdimi anlattım ve muayene olmak istediğimi söyledim. Karşımdaki insanoğulları bana saat 3 için randevu vermek istediler. İyi de ben acile geldim değil mi? Öyle olmasa randevumu önceden alıp adam gibi muayene olurdum zaten ama hata bende tabi, hasta olacağımı önceden kestirip randevu almalıydım ki oradaki kadıncağız da benimle uğraşmak zorunda kalmasın. Ah bu ben! Neyse, ben bunlara “burada muayene edemiyor musunuz?” diye sorduğumda: “sizi acilde muayene edersek soymak zorunda kalırız, en iyisi siz randevu alıp gelin de paranız cebinizde kalsın” cevabını aldım. Bu memlekette, ölmediğin sürece hastalığın acil değilmiş meğer, onu da öğrenmiş oldum. Randevum tee 6 saat sonraya olduğu için mecburen taksime binip evimin yolunu tuttum. 6 saat sonrasında hastaneye dönmek zorunda kalınca, 2 gidiş 2 de gelişten taksi parası da bana bir güzel geçti tabi. Sonuç olarak, hasta sıfatının üstüne, yorgun ve 5 kuruşsuzu da ekleyerek evime döndüm.

Ben kim özel hastanede tedavi olmaya çalışmak kim arkadaş. En güzeli evinde mümkün olduğunca uzun süre yatacaksın. Metabolizmanın hastalıktan sıkılıp pes etmesini ve vücudunun kendi kendine iyileşmesini bekleyeceksin. Daha önce denedim, işe yarıyor. Üstelik de ucuz. (Bkz:Chip is good!)

Reklamlar