Trierin filmlerinde olayların insanın gözünün içine içine sokulmasını hep anlamsız bulmuşumdur. Bu durum, filmin etkileyiciliğini arttırmaktan çok, izleyicinin filmden uzaklaşmasına neden oluyor. Halbuki, filmin o kadar mükemmel bir girişi sahnesi var ki on dakika daha sürse kimse izlemekten sıkılmazdı. Şiir tadında bir sevişme sahnesi, masum küçük bir çocuğun ölüme gidişiyle eş zamanlı anlatılırken olayın dramatikliğini en üst noktaya çıkaran fon müziği, hikayenin iyice insanın içine işlemesini sağlıyor. Ancak, filmin aynı şiirsellikle devam etmesini beklerken Trier yine kendini hatırlatıp olayları bir bir gözüne sokmaya başlıyor insanın.

Annenin filmin başında izlediğimiz masumiyetinin yavaş yavaş nasıl bir vahşete dönüştüğünü izlediğimizi düşünürken seyircisini birden ters köşeye yatırıyor Trier. Filmin bu yönünü sevmemek mümkün değil. Ancak, annenin gittikçe artan, daha doğrusu saklandığı yerden oratya çıkan şiddet eğilimi bir yerden sonra mide bulandırıcı bir hal alıyor. Gerek kendine gerekse baba karakterine uyguladığı şiddet akıl alıcı boyutlarda değil. Bu aşırılıklar olmasaydı, belki filmi son yılların en başarılı dramı sayabilirdim. Yine de başlangıç ve bitiş sahnelerinin hatrı için izlenmeye değer bir film olduğunu düşünüyorum.



Reklamlar