Ara

böyle şeyler olur

Biz büyüdük, kirlendi dünya…

Aynı sokakta beraber oynayan çocuklardık. Yazları öğlen olunca bir anda sokağa doluşur, gün dönmeden eve girmezdik. İp atlar, bisiklete biner, kapı önlerinde sabaha kadar çekirdek çitleyip oyunlar oynardık. Hıdırellez zamanlarıysa en güzel zamanlardı. Neredeyse bir hafta boyunca her gece sokakta ateş yakar, üzerinden atlardık. Üstelik sadece biz çocuklar değil, ablalar abiler, anneler babalar da gelirdi ateşin başına. Hava kararmadan önce sokak sokak gezip yakacak küfe, tekerlek arardık. Güneş battığında ateşin başında toplanır, tek tek, bazen de çifter çifter ateşin üzerinden atlardık. Zaman geçti tek tek felaket haberleri gelmeye başladı mahalleden. Ne oldu da tek derdi ateşin üzerinden ilk kimin atlayacağı olan çocuklar bir bir göçüp gitti bu dünyadan? Bir sabah ansızın intihar haberiyle uyandık. Cenaze evden çıkana kadar kimse inanmak istemedi haberin doğruluğuna. Yüzünde hep buruk bir gülümsemeyle dolaşan o çıtı pıtı kız, vazgeçmiş olamazdı yaşamaktan. Kabul etmek istemedi mahalleli. İntihar olamazdı ama başka birinin o kızın canına kıyması daha da kabul edilemezdi. Ağıtlar yakıldı, göz yaşları döküldü. Yavaş yavaş alıştı herkes. Sonra bir daha hiç bahsedilmedi, ne o kızdan ne de ölüm sebebinden. Yıllar sonra başka bir ölüm haberi geldi mahalleden. Belki de dünya üzerindeki en sakin, en sessiz adam bir kavgada kalbinden bıçaklanarak öldürüldü dediler. Yine kabul etmek istemedik. Herkes kavga edebilirdi, biriyle bağıra çağıra konuşabilirdi belki ama O asla yapmazdı. Kimseye karışmayan o masum çocuk nasıl olurdu da kavga ederdi, nasıl olurdu da bir kavgada bıçaklanıp öldürülebilirdi? Üstelik daha yolun yarısına bile gelmeden, daha bir sene öncesinde evlenip kendi yuvasını kurmuşken.

Çocuklukta farkına varılmıyor bu dünyanın ne kadar kirli bir yer olduğunun. Keşke hiç büyümeseydik. Keşke tek derdimiz, hıdırellez ateşinden önce kimin atlayacağı olarak kalsaydı.  

Reklamlar

Kaçak Kadın

Film boyunca katilin kim olduğu konusunda sürekli fikrinizin değiştiği filmler olmuştur ya da sempati duyduğunuz bir karakterden filmin sonunda nefret ettiğiniz olmuştur. Ancak herhangi bir filmde, kilit bir karakterden önce nefret ettiğin
iz, sonra ona acıdığınız, ardından kızdığınız, sonra takdir ettiğiniz, ardından gıcık olduğunuz ve en sonunda acıdığınız oldu mu? Olmadıysa, henüz Gone Girl’ü izlememişsiniz demektir. Gone Girl, sakin bir başlangıç sahnesinin ardından olaylar geliştikçe seyircisini ters köşeye yatıran, her defasında bir köşeden alıp diğerine savuran oldukça etkileyici bir film. Alışkın olduğumuz pek çok filmin aksine, film süratle giderken henüz ilk yarısında sır perdesi aralanıyor. Ancak tam da olayın çözüldüğü noktada işin boyutu değişiyor ve başından beri içinde bulunduğunuz hikayenin hiç de görüldüğü gibi olmadığının farkına varıyorsunuz.

GoneGirlGone Girl adından da anlaşılacağı gibi kayıp bir kadının değil, hapsolduğu hayattan kaçan, kaçarken de onu bu hayata hapseden kocasından ölümcül bir intikam almaya çalışan kaçak bir kadının hikayesi. Kaçak kadının intikam alma sebebi ilk etapta mantıklı gelse de önceki sevgilileri ile yaşadıkları anlatıldıkça, kadının biraz sorunlu olduğuna karar veriyorsunuz. Birlikte olduğu erkeklerin hayatını mahvetmek onun için hayat tarzıdır bir bakıma ve tıpkı önceki sevgililerine yaptığı gibi kocasının da hayatını mahvetmeye kararlıdır.

Bu kez plan ortadan kaybolmak ve bu kayboluştan eşini sorumlu tutmaktır. Plan başarıya ulaşamamış gibi görünse de hırslı ve bir o kadar da deli kaçak kadın, ortadan kaybolarak kocasının hayatını mahvedemese de onu kendisiyle bir ömür geçirmeye zorlayarak amacına ulaşacaktır.

Baştan sona heyecan içerisinde izlenebilecek Gone Girl, son zamanların popüler konusu “kayıp” temasına sahip, en sürükleyici ve şok edici film.

X

Sabah akşam aynı boktan şarkıları çalan radyolardan nefret ediyorum.

IX

“İyisin tabiii” şarkısından, her duyduğumda dilime dolanmasından, farkında olmadan mırıldanmaktan nefret ediyorum.

Ne Güzeldir Kimbilir Gidemediğim Filmler

Belki bir kadın minik bir çocuğun elinden tutup onu hayat bağlıyor, yaşama sevincini onunla paylaşıyordur. O çocuk yıllarca uzaktan izlediği, hayalini bile kuramayacağı bir hayata kavuşuyordur.
Belki bir adam yıllar önce bir kafede görüp unutamadığı kadınla yeniden karşılaşıyordur. Tanışmak için haftalarını harcayıp en sonunda ona açılabiliyordur.
Belki bir kadın yıllar önce kaybettiği aşkına kavuşabilmek için ölümü bekliyordur. En sonunda ölüm kapısına geldiģinde yüzünde bir tebessümle “sonunda” Continue reading “Ne Güzeldir Kimbilir Gidemediğim Filmler”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑